GELENEKLER

13 - SİZİN OLSUN BİNBOĞA'NIN DAĞLARI


SİZİN OLSUN BİNBOĞA'NIN DAĞLARI

   Anlatılanlara göre Osmanlılar, Avşarları yedi kez sürgüne göndermişlerdir. Halep'in Rakka yöresine, Yozgat-Bozok'a...

   Şiire kaynaklık eden olay, söylentilerin tersine, 1865'te yapılan son iskândan öncedir. Çünkü son iskânda Binboğa dağları Ceritlere de öteki Türkmenler'e de verilmemiştir. Bilindiği gibi 1865 iskânıyla Ceritler Ceyhan yöresine, Bozdoğanlar Kadirli yöresine, Tecirliler de Osmaniye - Düziçi yöresine iskân edilmişlerdi.

   Bu şiire kaynaklık eden öykü Çukurova halk ozanlarından Kul Mustafa (Düşmez) ile Mahmut Taşkaya'ya göre şöyledir:

   Avşarlar, Yozgat-Bozok yöresine sürgün edilmiştir. El-oba dağılmıştır, insanlar perişan olmuşlardır. Bu kargaşada Dadaloğlu da yakalanıp Payas kalesindeki zindana atılır. Fakat Dadaloğlu hasırdan bir kanat yapar, bu zindandan (kaleden) atlayarak kaçar ve kurtulur.

   O sıralar Afşin'in Tanır kasabasında Şerefli Beylerinden Yazıcıoğlu adında bir Türkmen beyi vardır. Dadaloğlu, kaçak olduğundan bu beyin yanına sığınır, kılık- kıyafet değiştirerek bu beyin hizmetine girer. Adının da Yetim Ali olduğunu söyler. Günler böylece gelir, geçer.

   Bir gün Yazıcıoğlu yörenin ileri gelenlerine büyük bir şölen verir. Bu şölene Malatya'dan, Maraş'tan, Antep'ten ve Kilis'ten ünlü konuklar çağrılır.

   Yenilir, içilir, sohbet koyulaşır. Dönüp dolaşır söz Avşar'a gelir. Yazıcıoğlu:

   "Avşarlar çok kavgacıydılar, sürgüne gittikleri iyi oldu. Onlar bizi Binboğa'ya çıkartmıyorlardı, hayvanlarımızı sürüp götürenler de onlardı" der. Daha da atıp tutar, çok ağır konuşur.

   Beri yanda Dadaloğlu da bu şölende bulunmakta ve bu söylenenlere, hakaretlere tanık olmaktadır. Nihayet dayanamaz, kılık kıyafetine bakmadan sazını omuzladığı gibi meydana atılır ve konukların huzurunda bu şiiri söyler:

Fırsatı ganimet bildi kötüler
Böyle kalmaz padişahın çağları
Eninize boyunuza eğlenin
Sizin olsun Binboğa'nın dağları
 
El kalmamış Binboğa'ya çıkacak
İp kalmamış salıncağa takacak
Hemen Avşar mıdır başa kakacak
Bir gün olur geri gelir sağları
 
Kadir Mevla’m eğer izi verirse
Hak-adalet er geç yerin bulursa
Eğer bir gün Avşar geri gelirse
Kovgun eder sizin gibi beyleri
 
Dadaloğlu'm Yetim Ali oldu adın
Ne meskenin kalmış ne kalmış yâdın
Yazıcıoğlu derler harammış sütün
Ben takmıştım taşıdığın tuğları

   Söz bitince ortalıkta bir sessizlik olur. Herkes birbirine bakışır. Yazıcıoğlu ise yapılan bu saygısızlığı affetmez. Yetim Ali'nin gerçekte Dadaloğlu olduğunu anlar. Onu şiddetle azarlar, hemen idam etmek ister. Bundan sonra öfkeyle dışarı çıkar ve karısı Hasibe Hatun'un yanına varır. Ona der ki:

— Bizim Yetim Ali olarak bildiğimiz meğer Dadaloğlu'ymuş, onu yakalatıp hükümet askerlerine teslim edelim. Karşılığında ak akçe var, Osmanlı altını var, beylik var".

   Fakat Hasibe Hatun erdemli bir Türkmen kadınıdır. Yapılan iyiliği bilir. Kocasına şöyle seslenir:

— Eğer Dadaloğlu bu ise, şu pınarın başına bir çadır kurdur, ona saygı göster. Çünkü biz onun çok yardımını gördük, sen bir oba beyiyken, sana yardımcı olup aşiret başkanı yapan Avşarlardır, Dadaloğlu'dur, Tecirlilerdir".

   Bunu duyan Yazıcıoğlu azgın yüzle çıktığı şölene güler yüzle girer.

— Dadaloğlu, artık bildiğin gibi söyle, adını saklama. Benim beyliğim senin beyliğindir. Acın, ağrın benimdir, der ve onun gönlünü almaya çalışır.

Beri taraftan da Dadaloğlu bu sonucun Hasibe Hatun'dan olduğunu anlar ve şu Türkü'yü söyler:
KİTAPLAR
ŞAİRLER