GELENEKLER

8 - ÇÖMBEKİR DERESİ


ÇÖMBEKİR DERESİ

   Büyük Söbeçimen, Sarız’ın en büyük köylerinden biri. Söbeçimen Toros dağlarının Binboğa dağcıklarında, iç içe ufak dağlar arasında, verimsiz topraklar ve kayalıkların üstüne kurulmuş bir Avşar köyüdür. Bu köye kervan konmaz yol geçmezdi. Burada köyler birbirilerine patika yollarla bağlanır.

   Söbeçimen köyünde çeşitli sebeplerden dolayı gözyaşı dökmeyen aile hemen, hemen yok gibidir.

   Mehmet, Kafkas harbinden gelmiş, genç bir delikanlıdır. Hoş muhabbet eder, Kafkas harbini ballandıra ballandıra köy odasında, her gittiği yerde anlatır, herkes onu soluksuz dinlerdi. Bunun için ona Kafkas lakabını takmışlardı.

   Kafkas Mehmet her genç gibi evlendi. Birkaç yıl ara ile üç çocuğu oldu. Şerife on yaşına geldiği zaman, Hamet beş, Selver üç yaşındaydı. Annelerini kaybettiler. Üç kardeş kucaklaşıp, göz yaşlarıyla annelerinin mezar taşlarını ıslattılar. Kafkas Mehmet çocuklarına analık yaptı. Bir daha da evlenmedi. Çocuklar baharın kır çiçekleri toplar, annelerinin mezar toprağının üzerine koyar, ruhuna dua okurlardı. 

   Seneler çabuk geçti. Şerife l8 yaşında genç kız, Hamet l3, Selver 11 yaşına girdiler. Kader annelerinin acısını dindirmeden ikinci büyük acıyı tattırdı.  Kafkas Mehmet de bilinmeyen bir hastalıktan çocuklarına veda etti. Evde anasız babasız yapayalnız kaldılar. Hamet evin erkeği oldu. İki sene sonra Söbeçimen’in yakınında Topaktaş köyüne Şerife gelin gitti. Bir sene sonra Şerife’nin bir kızı oldu. Adını Refika koydular. Refika beşikten çıktı evlerinin eşiğinde oynamaya başladı. Yürüdü atıldı 3 yaşında sevimli konuşkan bir kız oldu. Hamet yirmi yaşına geldi askerden evvel evlenmeyecekti. Askere gitmeden Selver bacısını da evermesi gerekti. Kendi asker olunca Selver ne yapardı yapayalnız koca evin içinde. Selver’in de bir nasibi çıktı hem de kendi köylerinden. Hamet Allah’a şükretti. Anasının babasının mezarına gittiler. Selver ile birlikte mezarların başına oturup, her zamanki gibi dua ettiler.

Hamet: Ah anamız babamızda sağ olsalardı da görseydiler senin nişanlandığını?

Selver: Sana da bir kız bulurlardı, değil mi? 

Hamet: Bulurlardı ya.

Selver: İçini çekti,” elbette bulurlardı.” Şimdiye kadar çocukların da olurdu değil mi?

Hamet: Neyse sen nasıl olsa bu köye gelin olacaksın. Gelecek sene senin çocuğunu severim. Hem de düğün okuntunu da dağıttık. On beş gün sonra bayrağın kalkacak. Beline kuşağını ben bağlayacağım. Şerife bacımda fesini süsleyecek.

   Selver’in düğün hazırlıkları hızlandı. Binboğa dağlarına kış, zamanından çok evvel gelir. Dağları sis bürüdü yağan kar diz boyuna çıktı.

 

Hamet: Selver bacı, düğününe üç gün kaldı. Ben gidip Şerife ablamı getireyim. Onun kocası asker de, yalnız gelemez ki Refika’yı da getireyim. Onu çok özledim şimdi konuşuyordur herhalde.

   Sabahın erken saatin de Hamet kar üzerinde iz yaparak patika yollardan dereleri tepeleri aşıp, birkaç saat sonra Topaktaş köyüne vardı. Ayni gün öğlenden sonra Şerife ve Refika’yı aldı, ellerinde bir bohça ile yola düştüler. Ayaklarında çarık diz boyuna kadar çekilmiş yün çorap, Hamet’in başında bir papak ellerinde tiftik yününden yapılmış eldivenler. Refika eski bir çula sarılı başı bağlı yalnız gözleri görünüyor. Şerife de sıkı giyinmiş, Refika sırtında yola yürümeye başladılar. Bohçanın içinde Kutnu kumaş çiçekli pazen entarilik birde ibrişimden poşu vardı. Şerife poşuyu bacısı Selver’in başına bağlayacak, onu elleriyle süsleyecek, Annesinin yokluğunu Selver’e belli ettirmeyecek. İki kardeş yolda giderken hep Selver’i konuştular. Arada Refika da anlaşılmayan sözler söylüyordu dayısına annesine.

   Topaktaş köyü uzak, çok uzaklarda kaldı. Birden dağların başındaki bulutlar aşağı inmeye başladı. Ufak bir vadi olan dumanlar çayırlığına geldiler. Burada hava iyiden iyiye bozuldu. Kar yağmaya başladı bulutlar yere indi. Sis içinde kaldılar. Güneş batmıştı sanki karanlık zindan gibi olmuştu her taraf. İçlerinde bir sıkıntı oldu. Bu sıkıntıyı birbirilerine anlatmaya ikisi de çekiniyorlardı. Kulakları uğulduyor beyinleri zonkluyordu. Refika annesinin sırtında kafasını daha da çekmiş çulun içine. Çömbekir deresine doğru inmeye başladılar. Yalnız gözlerinin önünü görebiliyorlardı. Refika’yı dayısı sırtına aldı. Çömbekir deresine birbirilerine tutunarak indiler. Yağan kar fırtınaya dönüştü. Birbirilerinin sesini duyamıyorlardı. İki metre önlerini dahi göremiyorlar. Dereyi geçip yukarı doğru tırmandılar. Ayakları yerden kesiliyor, adımlarını zor atıyor, fırtınanın estiği tarafa bükülüyorlar. Karlara bata çıka yamacı ortaladılar. Fırtınanın getirdiği kar göbek hizalarına kadar çıkıyor. Bazen ayakları yere değiyor bir kayaya bir taşa basıyorlar. Düşüyorlar kara gömülüp, gömülüp çıkıyorlar yinede yollarına devam ediyorlar. Fırtına şiddetini devam ettiriyor. Şimdiye dek köylerine varmış olmaları gerekirdi. İlerilerini göremiyorlardı ki. Şerife arkada kaldı. Yorgunluktan bitti. Rüzgârın yerden alıp suratına serptiği kardan nefes alamıyordu. Hamet’e çağırsamıydı! Çağırsa da duymazdı. Yine de çağırdı. Hamet.. Hameeet, Hameeet. Sesini rüzgâr kılıç gibi kesiyor, yana alıp götürüyor. Rüzgârın ıslıkları arasında boğuk bir ses kaybolup gidiyordu. Hamet. Hameeet bire kardeşim dönüp bir arkana bak Hamet, Hamet kız Refika yavrum sen duy bari? Hamet, Refika diyerek ayağı kaydı karın içine yuvarlandı. Hamet uzaklaşarak bir zaman gitti. Çömbekir deresinden yukarı çıktı. Şerife aşağı da kaldı. Hamet yukarı çıkınca hangi tarafa gideceğini kestiremedi. Geri dönüp Şerife’ye sorayım diye düşündü. Arkasına baktı ki Şerife görünmüyor. Sırtında ki Refika’yı kucağına aldı. Afalladı Şerife’yi göremeyince... Gökte bir şakırtı bir gürültü uğuldadı beyninde. Fan oldu kulakları. Şerife. Şerifeee, Şerifeee. Refika’yı yere indirerek iki bacağının arasına aldı. İki elini yanaklarına tutarak, tekrar Şerifeee, Şerife, Şerife yok görünürlerde. Refika’yı kucağına alarak geri döndü Çömbekir deresine aşağı doğru her iki adımda Şerifeee diye bağırarak. Annesini yakınında göremeyen Refika ağlaya, ağlaya yorulmuştu dayısının kucağında ağlamıyordu artık. Hamet Çömbekir deresine kadar indi. Bir adım atsa önceki adımının izlerini tipi kayıp ettiriyordu. Şerife’den eser yoktu. Suyun çağlayıp giden tarafına bir daha bağırdı. Şerifeee. Yok. Şerife buradan ileri gidemezdi. Suyu görürdü. Ben aşağı inerken belki de o yukarı çıkıyordu. “Ey bire bacım bari olduğun yerde dursaydın” Nasıl dururdu ki dedi kendi kendine. Refika’yı kucağından tekrar sırtına aldı. Refika da o kadar ağırlaşmıştı ki tartsan belki yüz kilo gelirdi. Dizinin üzerine alarak çömeldi biraz dinlendi artık sesi de çıkmıyordu. O kadar susadı ki boğazı kurudu. Gırtlağı acı, acı yanıyor Çömbekir deresine inmişken su içseydim bari diyerek geri dönüp akan dereye baktı. İçinden gidip su içmek geldi. Bir hayli yukarı çıkmıştı, eğilip yerden biraz kar aldı ağzına attı. Kar kum gibi, birkaç avuç daha yedi, susuzluğunu gidermedi. Refika’yı dizlerinin üzerinden zor kaldırarak ayağa kalktı. Tipi azdıkça, azıyor durmak bilmiyordu. Çömbekir deresini yukarı çıktığı zaman takatı kesilmişti. Tipi tozutuyor yere çöküp Refika’yı duldasına oturttu. Biraz daha dinlenerek soluğunu topladı.

   Refika’ya, Refika sen burada otur. Ben sağa sola bakayım ananı bulayım. Sakın olduğun yerden ayrılma ben şuracıklara bakacağım buradan çok uzaklaşmam. Dayısının söylediklerini Refika duymadı bile. “Üç yaşında bir yavru, başı sıkıca bağlanmıştı zati” Hamet ayağa kalktı ben dört adımdan fazla uzaklaşmam tamam mı canım? Bu sözler Hamet’in ağzından çıkınca Karla karışık tipi kılıç gibi kesti sesi savurdu yana. Hamet biraz ileri gitti geri geldi. Sağa sola dört tarafa gitti gitti geldi. Refika olduğu yerde oturuyordu. Biraz daha uzaklara bakayım diye Refikadan uzaklaştı. Geri döndü Refika’nın olduğu yere. Refika olduğu yerde yok... Buraya koymadım, az ileriye koymuştum dedi kendi kendine. İleriye koştu Refika yok... Geri döndü yok. Parmak kadar çocuk nereye giderdi. Buralarda olmalı. Refikaaa. Refikaaa. Refika yok. Yere kapandı, yumruklarıyla kara vurarak ağlamaya başladı. Ağladı ağladı. Kalktı oturdu. Refikaa, Şerifeee, Şerife ne ettin neden ayrıldın? Bak seni bulayım derken Refika’yı da kaybettim. Beğendin mi kız ettiğini? Ben ne ederim şimdi. Ayağa kalktı kız Refika sen nereye gittin kayıp oldun? Yoksa seni bir canavar mı kaptı sürükledi.  Refika Refika diye dolandı durdu. Refikayı kayıp ettiği yerde gökler bir daha şakırdadı. Uzun bir demir sesi kulaklarında uğuldadı. Ciğerlerin de bir ateş alev gibi ağzından dışarı çıktı. Burun deliği yandı. Yerler yarıldı uçurumlardan yuvarlandı. İçinden duyduğu boşluğun sonu bitmedi. Yüreği hızlı, hızlı vurarak çarpmaya başladı. Başındaki saçlar papağını deldi üstüne çıktı. Refika, Refika yavrum nereye gittin? Refika Tekrar aramaya başladı. Refika’nın kayıp olduğu yerden ayrılmadı. Dizlerinde derman, gözlerinde fer, dudaklarında yaş kalmadı. Diz çöktü yere kafasını karların üzerine koydu. Refika, Refika diye ağlamaya başladı. Ağlamanın faydası yoktu ki kalktı tekrar aramaya başladı. Hava ağır. Ağır sakinleşiyordu yapmıştı yapacağını. Şerife’yi minicik Refikayı alıp, savurmuş taştan, taşa vurmuş, obur hava yutuvermişti. Rüzgâr tamamen dindi. Hamet o kadar yorgun düştü ki sürünerek Refika’yı aradı, aradı bulamadı. Santim, santim ilerliyor yerde sürünüyordu. Yorgunluktan bitti. Karın üzerine ağzı yukarı yattı. Beyninden ateşler saçılıyordu. Bir tatlı uyku bastırdı. Ayaklarını uzattı uyumak istemiyordu ama göz kapakları düşüyordu. Bütün gücünü sarf ediyor bir gramlık göz kapağını tartamıyor, gözünü açık tutamıyordu. Gözünün açık kalması için, göz kapağını delip, bir iple saçlarına bağlamalıydı ki gözleri kapanmasın. Göz kapaklarına gücü yetmedi. Az kapatırım ama uyumam dedi. Zihnimi açık tutar az sonra da kalkar Refika’yı ararım bulurum, Şerife’yi de bulurum. Zihnimi açık tutmalıyım, uyumamalıyım... Gözleri kapandı. Hayali olarak köye gitti. Selver ile annesinin babasının mezarına kırlardan çiçek topladı. Çelik çomak oynadı arkadaşları ile Selver’in düğünü başladı. Eli ile Selver’in kuşağını bağladı düğünde... Şerife de öyle hoş gülüyordu ki.

   Şerife ne kadar bağırdı ise de sesini duyuramadı Hamet’e, Refika’ya... Bir kayanın üzerinden yuvarlandı gömüldü karların içine, çabalayarak çıktı karın içinden. Karın içinden çıktıktan sonra yönünü kayıp etti. Hamet’i daha evvel kayıp etmişti. Yürüdü Hamet Hamet diye bağırarak. Karşısına çıkan kayalar yüce dağlar gibi görülüyor, ufacık çalılar orman oluyor, bulut oluyor, duvar gibi üstüne kepiyor. Böyle dağları, ormanları Şerife buralar da hiç görmemişti. Durdu acep burası neresi ola? Yürüdü büyük bir ormana yaklaştı. Yaklaştıkça orman büyüyor boy atıyor. Yüce kavaklar gibi göklere yükseliyor. Tökezledi kavakların birini tutmak istedi. Eline beş kavak birden geldi. Koca kavak gibi bu orman ağacı nasıl sığdı elime dedi. Öbür elini attı beş altı ağaç da o eline geldi. Rüya gördüğünü sandı. Karamuk çalılarının dikeni elinin birine battı acıdı eli çalıları bıraktı. Aklı başına gelir gibi oldu. Gözlerini kapattı açtı. Baktı ki orman sandığı önündeki küçük bir karamuk çalısı. Geldiği tarafa baktı. Buraları hiç tanımıyor, ömründe görmediği yerlerdi. Kendi kendine kız Şerife senin beynin dönmüş anam dedi. Buralar nere? Nere olursa olsun. Karar verdi bu karamuk çalısının yanından ayrılmayacaktı. Çalının yanına oturdu. Dizlerini çenesinin altına çekti. Ellerini dizlerinin içinden yüzüne yapıştırdı. Ne olup bittiğini buraya nasıl geldiğini, Hamet’i ve Refika’yı nasıl kayıp ettiğini düşündü. Buradan ayrılmamalıyım, beklerim sabaha kadar. Nasıl olsa Hamet beni arar bulamaz. Refika’yı da köye götürür. Yanına köyümüzden adamlar alır, gelip beni burada bulurlar. Onlar beni bulmadan canavarlar gelip beni yemezlerse... Korkudan ürperdi. Kim bilir sabah olmadan da gelirler. Çömbekir deresi ne kadar yer ki çağırsan köyden duyulur. Belki Hamet köye varmıştır diye düşünerek, yarın neler yapacağını hayal etti. İki gün sonra düğün kuruldu. Kendisi de oynadı Selver’le karşı karşıya, ona gelinlik elbisesini giydirdi, fesini süsledi, kendi getirdiği ipekten yapılmış poşuyu da omzuna attı.  Kardeşinin gözlerinin içine baktı, dünyada senden daha güzel gelin mi olur dedi. Gecenin geç saatin de kına yaktılar. Genç kız arkadaşları,”Kız anası, kız babası /  hanı bunun öz anası / İşte geldim, gidiyorum / Buralar size kalası” diye kına türküsünü söyleyince Selver ile sarılıp ağlaştılar. Analarının babalarının yokluğundan. Sabahleyin gelin alıcıları geldi. Selver’i ata bindirdiler. Mezarlığı dolaştıktan sonra gelin olduğu eve götürdüler. Kızı Refika’yı düşünürken o da uykuya dalıp gitti.

   Hamet Şerife’yi aramak için Refika’dan uzaklaşınca, Refika etrafına baktı dayısı yok, korkudan ayağa kalkarak dayısını bulmak için onu aramaya başladı. Otuz metre kadar gittikten sonra üzerinde sarılı olan çul yere düştü. Başında sarılı olan bezleri de kendi çıkarıp attı. Kısa bir zamanda çul ve çaputlar, üzerine yağan karın altında kaldı Refika bilmediği bir istikamette ağlayarak gitti. Düz bir kayanın üstünden dört metre kalınlığında karın içine düştü Tutunup çıkacak bir şey aradı elleri ile karın altında, eline saçları geldi. Saçlarına tutunup oradan çıkacağını sanarak var gücü ile saçlarını yoldu. Saçlarının dibinden çıkan kandamlacıkları parmağına sıvandı kar sabaha kadar aralıklarla yağdı.

   Selver, Hamet Ağası ve Şerife’yi dört gözle bekledi sabaha kadar. Horozlar ötmeye başlayınca evden çıktı, bütün köyün kapılarını çaldı. Ağam gelmedi, ablam gelmedi, onlar tipiye tutuldular ne olur kurtarın onları diye gezmediği kapı kalmadı. Her kapıyı açan, sakin ol kızım belki köyden çıkmamışlar. Bu gün öğleye kalmaz gelirler. Şurası kaç saatlik yol, acele etme. Hava ağarsın iki atlı gönderir Topaktaş köyünden çıkıp çıkmadıklarını öğreniriz. İnşallah senin düşündüğün gibi olmaz diye Selver’i avutmaya çalıştılar.

   Hava aydınlanır aydınlanmaz, köyden iki atlı Topaktaş köyüne gitti. Öğle olmadan geri döndüler. Acı gerçek ortaya çıktı. Komşu köylüler dâhil herkes, tipide kayıp olanları aramaya başladı. İlk önce Şerefe’yi buldular. Kar denizinin içinde yüzüyormuş gibi karın üstünde kafasını gördüler karamuk çalısının yanında.

   Dört gün sonra da Hamet’i buldular. Köye gelen çerçinin Atı basmıştı Hamet’in çarıklı ayağına, bir çocuk gördü at izinde ağzı yukarı yatmış gözleri açık, gökyüzünü seyreder gibi. Tahmin yürüttüler Refika’nın nerede olabileceğine. Hamet’in bulunduğu yerlerde bir yerde olması gerektiğine karar verdiler. Yüzden fazla insan kar üstünde, ellerinde değnekler karlara batırıp batırıp çıkartıyorlar. Biri değneğin yumuşak bir şeye değdiğini fark etti. Elleriyle karı temizledi. Refika’nın sarıldığı çulu buldu. Az sonra da başına sarılan bezi buldular. Refika’nın bu kayalardan birinin üstünden aşağı düştüğüne karar vererek kayaların diplerini açtılar ve Refika’yı da buldular.

   Bahar ayı gelince Aziziye’den doktor geldi. Şerife ve Hamet’i mezardan çıkartarak karınlarını yardı, kafataslarını testere ile kesip beyinlerinden parçalar aldılar. Şerife oturduğu yerde donmuştu onun kol ve bacaklarını açamayınca oturur şekilde elbiseleri ile mezara koymuşlardı. Üç saat boyunca üzerine sıcak su döktüler, kollarını ve bacaklarını çözdüler. Doktor Şerife’nin dört aylık hamile olduğunu söyledi.

   Olaydan iki ay sonra Selver’i bir akşam düğünsüz derneksiz gelin ettiler. Selver bu acıya ancak beş ay dayanabildi. O da anası babası ve kardeşlerinin yanına gelinlik elbisesiyle gömüldü. Kafkas Mehmet’in ocağı söndü. Doğmadılar yaşamadılar.

   Selver ölmeden kardeşlerine aşağıdaki ağıdı yaktı. 

Nettim hey Allah'ım nettim.

Bal yaladım, ağı yuttum.

Benim gibi olmuş var mı?

Bacıyı gardaştan (1) ettim.

 

Şimdi dayıların gelir,

Kimi Atlı, kimi yayan,

Öksüz kız gelin mi olur

Uyan Hamet Ağa uyan

 

Dünde bir gün deağdı (2)

Yüreğime düştü sızı

Hamet’im tipide kalmış  

Hem de bacı, hem kuzu  

 

Nenni körpe kuzu nenni (3)

Parmağının ucu kanlı

Ben bacımı nidicim (4)

Daha Hamet delikanlı

 

Gadanı (5) alim Şerife bibi

Hamet’im gelirdi size

Açtık baktık mezarına

Kurtlar düşmüş ela göze

 

Kara belik ışıl ışıl

Şerife karamukta üşür

Öksüz kız gelin mi olur

Aklını başına devşir


1- Gardaş: Kardeş. 2- Deağdi: Güneş doğdu. 3- Nenni: Bölgede ninniye nenni derler. 4- Nidicim: Ne yapacağım.5- Gadanı: Gelecek her türlü belanı.
KİTAPLAR
ŞAİRLER