GELENEKLER

9 - TÜRKMEN ALİ’NİN UŞAKLARI

9. TÜRKMEN ALİ’NİN UŞAKLARI
 
   Olayın 18. asrın sonlarında geçtiği tahmin ediliyor.
 
   Cerit oğulları, Tecilli, Karalar, Doğan Türkmen Aşiretleri ile Oğuz Avşar obaları, çukurovada yaşarlardı. Bu Aşiretlerden ünlü devlet adamları çıkar, Sivas, Maraş Paşalıklarına atanırlardı. Paşa çıkartan aşiret, Paşa babalarına güvenerek, yandaş aşiretlere ve Avşar obalarına saldırır, Çukurova ve Aladağlar da hükümranlıklarını sürdürürlerdi.
 
   Tecilliler, Karalar aşiretini dağıttıktan sonra, Avşar obalarına saldırmaya başladılar.  Yarisufat (Ceyhan) dolaylarında Türkmen Ali Avşar obası ile yaptıkları çarpışmada Tecilliler Türkmen Ali Avşar obasına çok zaiyat verdirirler. Kendileri de bey ailesinden dört kişi kaybetti. Ceyhan’ı merkez olarak kullanırlardı. Türkmen Ali obası da Hınzır ve Binboğa Dağlarında yazı geçirir kışın da Kadirli Kozan arasında mallarını otlatır, belli bir yeri merkez olarak kullanmazlardı. Kavgalar önce çobanlar arasında başlar, sonra sürüler çevrilir, büyük çatışma hazırlıkları başlamış olurdu. Bu tür çatışmaların önü arkası bitmezdi. Yandaş oba beyleri toplanarak Türkmen Ali Avşar obası ile Tecilli yürük obasını barıştırmak istediler. Kardeşkanının dökülmemesi için aracı oldular. Uzun gidip gelmelerden sonra, barışın devamlı olması için Türkmen Ali’nin kızı İnci’yi Tecilli Beylerinden Açacak Ömer’in oğlu Necib’e bitirdiler.
 
   İnci Toros’un Binboğa Dağlarından, Adana Bozantı yakınlarında Aladağlar da hüküm süren Tecilli Aşiretine gelin gitti.
 
   Türkmen Ali’nin kızı İnci, onbeş yıl gelin olarak hizmet gördü. Bu on beş yıl içinde İnci’nin çocuğu olmadı. Tecillilerin sabrı tükendi. Bu kısır karı yüzünden intikamımızı alamadık bir çocuk bile olmadı intikamımız yerde kalmamalı diye tekrar Türkmen Ali obasına çatmaya başladılar. İsterseniz gelin kısır avradı alın götürün dediler. İnci’nin kocası Necip de usanmıştı İnci’den. Necip her İnci ile beraber oluşunda amcalarının ölüleri gelip dikiliyordu karşısına “Bir avrat için bizim kanımız, töremiz de yerde kalır mı? Sen Tecilli oğlu kanı taşıyorsun der gibi oluyor. Gaipten bir ses duyuyordu sanki. Kış geliyordu nasıl olsa onlarda Binboğalardan düze inerlerdi. Tutarım kolundan alın kızınızı, kana kan isterim, derim de bari şerefimizle yaşarız diye hayal kurdu” Bu fikrini kardeşlerine amca ve halaoğullarına açıkladı. Onlar biz dünden hazırız ancak sen İnci ile evli olduğun için, biz bir şey düşünmüyorduk dediler. Hep birlik de Açacak Ömer e gidip, Necip’in fikrini söylediler.
 
   Açacak Ömer, İnci burada oldukça  bu iş olmaz dedi.
 
   Necip, düze indiğimiz zaman İnci’nin kolundan tutup onlara teslim edeceğim dedi. Açacak Ömer o zaman bir diyeceğim kalmaz. “Türkmen Ali obası çukurovaya inmeden kendileri inecek, harp hazırlıkları yapacaklardı.” Tecilliler altı yüz çadır, Türkmen Ali obası iki yüz çadırdılar. Tecilliler Türkmen Ali’den her bakımdan üstün ve kuvvetli idi. Türkmen Ali obası ovaya konmadan, Tecilliler bu hazırlıkları yapıyorlardı.
 
   Türkmen Ali’nin kızı İnci, karnında bir şeyin tepindiğini fark etti. Diz çöküp Allah’a şükretti. Gözleri pırıl pırıl oldu. Çadırdan çıkıp, var gücüyle bağırdı.
 
   Ey obalar duyduk duymadık demeyin Açacak Ömer’in bir torunu daha oluyor. İşte karnımda tepinip duruyor diyerek kendi etrafında döndü durdu. Akşam kocası davardan gelmeden kendi ona gitti.
 
   Necip bak karnımda çocuk var oynuyor elini tuttu karnına dokun dokun fark ettin mi? Yoksa sevinmedin mi? dedi.
 
   Necip, elini İnci’nin karnından çekerek, İnci’ye bir küfür savurduktan sonra, babanı kardeşlerini öldürmememiz için bu yalanı uydurdun değil mi? dedi. Senin gibi bir katırdan çocuk olmaz diyerek, kolundan tutup babasının oturduğu çadıra kadar getirip, İnci’yi babasının üstüne itti. Al düşmanının kızını, karnında bir çocuğu olduğunu söylüyor. Kırk çocuğu da olsa, amcalarımın intikamları alınacaktır. Bu olay üzerine tekrar toplandılar. Açacak Ömer çocuğun doğmasını beklemelerini söyledi oğullarına ve diğerlerine.
 
   İnci’nin altı ay sonra bir oğlu oldu. On altıncı yılda. Tecillilerin ileri gelenleri tekrar toplandılar çocuğun doğumu üzerine. Türkmen Ali obasından intikam alınmalı mı? Alınmamalı mı? Uzun uzun tartıştılar. İçlerinden biri söz aldı:
 
   Onlar Tecillilerin ileri gelenlerinden dört kişi öldürdüler. Biz de onlardan dört kişi öldürürüz. Böylece de hadise kapanır gider. Bu çocuğun da doğması işimizi kolaylaştırdı. İncinin bir çocuğu olduğunu aramızda hiç bir düşmanlık kalmadığını, bundan sonra kimse birbirinden çekinmesin, buyursun Ali Beyler misafirimiz olsun diye haber salarız. Onların ileri gelenleri çocuk doğduğu için göz aydınlığına bize gelirler Kaç kişi gelirse bu çadırın içinde hepsini öldürürüz. İsterse İnci de varıp gitsin dedi. Çadır da hazır bulunanlar bu fikri beğendiler. İnci’den ve oba sakinlerinden bu kararı sakladılar.
 
   Bir yıl sonra Aladağlar ve binboğa Dağları soğumaya başladı. Her iki taraf da koyunları kuzuları ve develeriyle çukurova’ya indiler. Çukurova’da içleri donduran, soğuklar ardı arkası kesilmeyen yağışlar başladı. Tecilliler iki kişi ile doğan çocuğun müjde haberini Türkmen Ali’ye götürdüler.
 
   Ömer beyin selamı var. Sizleri davet ediyor, akrabalığımızı kutlayalım diye buyurun ediyorlar. En kısa zamanda sizleri beklediğini söyledi deyip, bir gün sonra geri döndüler. Aradan iki ay daha geçti. Türkmen Ali oğullarını başına topladı. Üç oğluna hazırlıkları yapın, yeni doğan torunuma hediyeler alın, gidip bacınız İnci’yi görün, bendende selam söyleyin diyerek üç oğlunu hediyelerle birlikte yola çıkardı. Önceden de göz aydınlığı için üç oğlunun geleceğini haber gönderdi Tecilliler obasına.
 
   İnci’nin üç kardeşinin geleceğini haber alan Açacak Ömer sordu ne diyorsunuz çocuklar diye büyük oğlu İnci’nin kocası Necip cevap verdi.
 
   Diyecek bir şey yok, kavilleştirdiğimiz gibi geberteceğiz üçünü de. Benim bir oğlum oldu diye amcalarımın kanı yerde mi kalsın, böyle mi istiyorsun?
 
   Açacak Ömer: Ben böyle bir şey demedim. Onları bu çadırda öldürmek olmaz. Bizim oba Açacak ailesinden nefret eder de dağılırlar.
 
   Necip, Ölümün mekanı olmaz baba, burada öldürmesek yolda öldürürüz dedi. Gelecek olan üç kardeşi yolda öldürmeye karar verdiler. Açacak Ömer’in üç oğlu bellerine keskin üç kama takarak Türkmen Ali’nin oğullarının gelecekleri yola çıktılar. Ceyhan yakınlarında, onların geleceği istikamette bir höyük var. “Adı kara höyük’tü. Bu olaydan sonra kader höyüğü olarak anıldı.” Höyüğün başına çıkıp, gelenleri uzaktan gördüler. “Yola çıkmadan evvel İnci’ye ava gideceklerini söylemişler.”
 
   Üçkardeş üç atın üstünde konuşarak, akıllarından hiç kötü bir niyet geçirmeden geliyorlardı. Necip kardeşlerini tekrar karşısına alarak, gelenleri nasıl öldüreceklerini bir daha tekrar etti. Bakın çocuklar, karşıdan üç kişi geliyor bunlar benim kayınlarım, oğlumun da dayıları, hiç önemli değil. Bunları öldüreceğiz, ama nasıl? Bu gelen üç kişi arka arkaya değil de yan yana geliyorlar. Biz de onlara karşı yan yana gideceğiz atlarımızla karşı karşıya geldiğimizde kollarımızı açıp, aman beyler hoş geldiniz diyerek onların boynuna sarılıp öpeceğiz. Bir taraflarını öptüğümüz de ikinci taraflarını öperken hançerlerimizi çıkartıp, karınlarına sokup, sokup çıkartacağız, daha sonra geri çekileceğiz, onlar atlarından aşağı düşecek, bizden böyle bir şey beklemediklerinden kendileri de boş bulunacak. Sakın hata yapayım demeyin ve cesaretli olun hançeri her saplayışınızda, öldürdükleri amcalarımızı düşünün tamam mı? Diğer iki kardeş tamam dediler. Höyükten inerek atlarına binip gelenlere doğru yavaş yavaş ilerlediler. Az sonra karşılaştılar aralarında bir metre yer kaldı. Türkmen Ali’nin oğullarından Osman selam verdi. Necip Selamı alıp atı ona yaklaştırdı. Diğerleri de öyle yaptılar. Üçer kardeş at ütünde birbirilerine sarıldılar. Yanaklarından öpüşürken, feryatlar koptu anam yandım diye.
 
   Osman, yapmayın bire kahpeler biz Tanrı misafiriyiz dedi.  Diğerlerinden ancak ıh, ah, of kelimeleri çıktı ağızlarından. Atlarından yere düştüler. Yere düşenlerin üzerine diğerleri de atlarından inerek çullanıp, kamalarını bağırlarına batırıp batırıp çıkardılar. Üç kardeş, üç kardeşi üç dakika içinde öldürdüler. Ölülerin başına dinelip uzun uzun seyrettiler onları.
 
   Necip’in küçük kardeşi: Ne yapacağız bunları ağam dedi?
 
   Necip, keselim kafalarını, bedenlerini de yolun kenarında ki çukura atalım. Herkes öldürdüğü kişinin başını kesti. Kesik başları heybelerinin gözlerine koydular. Bedenleri de yoldan uzak bir çukura attılar. Öldürdüklerinin atlarını da yedeklerine alarak, büyük bir zafer kazanmışlar gibi, kelleleri getirip, Açacak Ömer’in önüne yuvarladılar. İntikamımız kutlu olsun baba diyerek elini öptüler. Daha sonra kafaları tekrar heybeye koyarak, kendi çadırında, çocuğunun beşiği yanında İnci’ye Necip götürerek, heybeyi çadırın orta direğine dayadı.
 
   İnci avımız rast geldi. Elinde hamur yoğurma işi bitince bu üç tavşanı pişir de akşam iştahla yiyelim diyerek çadırdan geri çıktı. Arkasından İnci hamurlu elleriyle ayağa kalkarak ey Necip baksana biraz.
 
   Necip geri dönüp, ne var dedi?
 
   Şu üstünün  başının kanı ne öyle?
 
   Tavşanlar çok büyüktü mundar olmasınlar diye onları keserken üstüme sıçradı kanları.  İnci tekrar hamur yoğurmaya başladı. “Kendi kendine heybeye bakarak tavşanda bu kadar kan mı olurmuş dedi. ”Hamur yoğuracağım ekmek açacağım da akşama da tavşan pişirecekmişim. Başka gelin mi yok? Götür tavşanları onlar yemek yapsın diye söylenirken bebek ağlamaya başladı, beşiğinin içinde. İnci çocuğu biraz salladıktan sonra, hamuru yoğurup bitirdi. Bu saatten sonra tavşanlı pilav mı yapılır? Gece yarısına ancak biter. Yüzülecek temizlenecek ne bileyim ben... Biter mi üç tavşan? Kıl heybeye sızan kanlar yerleri ala bula yapmıştı. Ne kanlı tavşanlarmış diyerek elini soktu heybenin içine, tavşanın kıllarından tutup çıkardı. Baktı bu bir insan kafası. Biraz daha yukarı kaldırdı, baktı kardeşi Mehmet. Nasıl olduğunu bilmedi, nutku durdu, bir zaman öyle baka kaldı kesik kelleye, aklı başına geldi. Sarıldı kelleye kardeşinin kesik başı İncinin göksünü kana boyadı. Oturdu diğer kafayı da çıkardı. O da kardeşi Osman, üçüncü kafayı çıkardı o da kardeşi Ömer, kardeşlerinin üç kafası önüne seriliverdi. İnci öyle bir feryat etti ki duyanlar İnci’nin öldürüldüğünü sandılar. Kimseler çadırına girmek cesaretini gösteremediler. İnci kardeşlerinin kafalarını önüne diziyor, bakıyor tekrar kucaklıyor, inanamıyor. Tekrar tekrar önüne diziyordu. İnci ahu figan ederken, bey çadırında toplananlara, kayınlarını kocası nasıl avladıklarını anlatıyordu. İnci ağlamayı yüksek sesle bağırmayı kesti. Kardeşlerinin kellelerini tekrar önüne dizdi. Kalktı bir mutfak bıçağı aldı. Geldi beşikte yatan, on altı senede bir bulduğu oğlunun başına baktı baktı oğluna mışıl mışıl uyuyor. Öptü yavruyu beşiğinin içinde, biraz daha seyrettikten sonra, yavrum ben senin ananım, şu yerde dizili toprak üzerinde duran kafalar da senin dayıların, bak hiç acıdılar mı? Bana, sana bu kan davası bitmeyecek, sen de büyüyecek nice ocaklar yıkacaksın. Kardeşlerimin oğullarını da sen öldürteceksin. Onun için Açacak oğulları sülalesi, onların kanlarının karıştığı herkes benim düşmanım gayri, sende düşmanımsın yavrum. Senin hiç günahın yok, yok ama kardeşlerimin ne günahları vardı? Öldürdüler kellelerini kucağıma attılar. Benden ve Türkmen Ali obasından intikam aldılar.
 
   Çocuğu beşikten çıkarttı, kundağını çözdü, yere yatırdı besmele çekti, körpe yavrusunu kurban keser gibi kesti. Kafasını gövdesinden ayırdı. Kafayı havaya kaldırdı. Bir çığlık attı. Çocuğun kafasından akan kanlar, İnci’nin gözyaşlarıyla karışarak, dudaklarından ağzına aktı. İnci’nin her yeri kanla boyandı. Bir kan deryasına girip, çıkmış gibi, o hali ile çocuğun kanlı kellesi elinde bey çadırına koştu. Herkes bağdaş kurmuş oturuyorlar, zaferlerini kutluyorlardı. Birden İnci çadırın içinde peydah oldu. Her tarafı kanlar içinde, saçları darmadağın kanlı gözleri, çukurundan dışarı fırlamış, gittin Ömer’in oğlu Necip, avladın avını, avın rast geldi tosun gibi tavşanlar avladın. Benim de avım rast geldi. Bir köpek dölü de ben avladım. Al avımı diyerek, çocuğun kellesini Necip’in önüne attı. Çocuğunun kellesini dizlerinin dibinde gören Necip, çılgına döndü. Kalktı İnci’nin kanlı boğazına sarıldı. Çadırda bulunanlar İnci’yi Necip’in elinden zor kurtardılar. İnci bayılmış olarak yere düştü. İnci’yi dört ayak ederek çadıra, kardeşlerinin kelleleri bulunan yere götürdüler. Biraz sonra da çocuğun kellesini getirip, kanlı göksüne bıraktılar. Çadırda bulunan herkes bu dehşet karşısın da korktu. Bir zaman sonra kendilerine geldiler. İlk sözü Açacak Ömer konuştu.
 
   Arkadaşlarım, evlatlarım, bu gibi hallerde sakin olmak gerekli. Olan oldu. Bundan sonra olacakları düşünüp, çareler aramalıyız.
 
   Necip, Ben gidip İnci’nin kafasını koparacağım dedi. Hazırda bulunanlar, olmaz şimdi. Yarın sabahleyin herkesin gözü önünde, o küçücük yavruya süt verdiği memeleri keselim, sonra da taşlayarak öldürelim dediler. Elimizi vurmayalım onun pis kanına, onun çadırına iki nöbetçi dikelim dedile. Açacak Ömer sözüne devam etti.
 
   Türkmen Ali bu hadiseyi duyunca, muhakkak üstümüze yürüyecektir. Hem de diğer Avşar obaları da birleşecek. Biz de tezinden Yörük obalarına haber verelim. Ceritler, (1) Karalar ve Doğan Aşiretlerine, bize yardım etmeliler dedi.
 
   İnci bir müddet sonra uyandı. Ne olduğunu ne yaptığını düşündü. Göksü üzerindeki çocuğunun başını, yerde dizili kardeşlerinin başlarının yanına koydu. İnci’nin çadırına nöbetçi gelenler kafalarını çadırdan içeri sokup, İnci bacı biz seni bekleyeceğiz korkma dediler. İnci söylenenleri duymadı bile. Sadece oturduğu yerden kardeşlerinin yavrusunun, kesik başlarına bakıyor, göksü sızlıyordu.
 
   Gece bir hayli ilerlemiş tan yeri ağarmak üzere. İnci oturduğu yerden kalktı. Çadırdan dışarı baktı. Nöbetçiler sırt sırta vermiş uyuya kalmışlar. İnci acelece kafasını çadırın içine sokarak, çocuğunu kestiği bıçağı alarak çadırın arkasından kendinin çıkacağı kadar yeri yavaş yavaş kesti. İki kardeşinin kafasını heybenin bir gözüne, çocuğun gövdesini ve kafasını diğer kardeşinin kafası ile birlikte diğer göze koydu. Heybeyi dengeledi. Önce heybeyi çadırdan çıkardı sonra da kendisi çıktı. Sürünerek bey çadırının arkasında bağlı atların yanına vardı. Atlardan birinin yularını çözdü. Kafasındaki yem torbasını çıkardı. Yuları atın burnundan bir defa doladı bağladı. Heybeyi de atın sırtına yerleştirdi. Atı biraz çadıra yaklaştırarak, çadır kazıklarından birinin üstüne basarak ata atladı. Yerler ıslaktı. Ağır ağır çadırların arasından çıktı. Yulardan fazla kalan ucu ile ata vurdu. At yıldırım gibi Kadirli istikametine uçtu.
 
   Öğleden sonra babasının çadırının bulunduğu yere vardı. Çadırların içinden ağır ağır ilerledi. Babasının çadırına doğru, görenler İnci geldi İnci geldi diye sesle bir birlerini haberdar ediyorlardı. Her çadırdan üç beş insan kalabalığı, İnci’yi takip ederek, Türkmen Ali’nin çadırının önünde toplandılar. İnci’nin kanlı üstü başı, dağınık saçlarını görenler durumunun vahim olduğunu anladılar. Hiç kimseler ses çıkarmıyor. İnci sessiz kalabalığın üstünde göz gezdiriyor. Herkesin gelmesini at üstünde bekliyor. Gelen kalabalık arasında ve önünde durduğu çadırda, babası görünmüyor. Sabredemedi kalabalığa bir daha göz gezdirdikten sonra nerde babam, babam nerde? İşte geliyor dediler. Türkmen Ali gelip kızının karşısında durdu.
 
   Ne olmuş bu kıza diye aval aval bakarken İnci attan aşağıya sıyrıldı. Koştular İnci attan düşmeden yakaladılar. İnci’yi attan aşağı indirirken, sarkan heybeden kardeşlerinin kafaları yere düştü. Düşen kafanın biri yuvarlanarak babası Ali’nin ayakucuna kadar geldi durdu. Türkmen Ali yerdeki kelleyi alıp kaldırdı baktı oğlu Osman. Öbürlerini de heybeden çıkardılar. Küçük kafa daha fazla yuvarlandı. Herkes bir kafa aldı eline, ağlamaktan feryat etmekten, çukurova inim inim inledi. Gök gürler gibi feryatlar birbirine karıştı. Bayılanlar yere kapananlar, saçlarını yolanlar ortalık karma karışık oldu. Kimse kimsenin yardımına koşmadı. Kelleler elden ele dolaşıyordu. Bir tanesi bağırdı. Bu kafalara neden eziyet ediyorsunuz? Getirin onları buraya? Kafaları toplayıp. Türkmen Ali’nin çadırında döşeğin üzerine sıraladı. Üstlerine bir bez örttü.
 
   Açacak Ömer’in yardım için yandaş obalara gönderdiği adamlar elleri boş geldiler.
 
   Eğer ki Türkmen Ali’nin çocuklarını tuzağa düşürerek kalleşçe değil de er meydanında öldürse idiniz? Size arka çıkardık, onları öldürürken bize danışmadınız. Şimdi neden ola ayaklarımıza kadar adamlar gönderirsiniz? Açacak Ömer kendi başının çaresine baksın diye gidenler buna benzer sözlerle geri döndüler. Açacak Ömer çok pişman oldu ama “tavşan yamaca geçmişti” Yapacak tek şey kendi obasını, kendi imkânları ile müdafaa edip korumalıydı.
 
   Bu olaydan sonra Açacak Ömer’in obasından bir gecede iki yüz çadır ayrıldı. İskenderun tarafına gittiler. Diğer kalanlar Türkmen Ali’den gelecek tehlikeye karşı hazırlık yaptılar.
 
   Avşar oba beyleri, Türkmen Ali’nin uşaklarının başına gelenleri duydular. Türkmen Ali’nin yanına kadar gelip, başsağlığı dilediler. Bir ay sonra daha uzaklardaki beylere de haber göndererek toplanmaya karar verdiler. Toplantı günü geldi çattı. Yirmiden fazla Avşar oba beyleri, Türkmen Ali’nin çadırında toplandılar. Yörük Tecilli oğullarından bu intikamı almak için hep birden yemin ettiler. Hücum edecekleri günü de kavilleşerek hazırlıklarına başladılar. Her oba ikişer yüz, üçer yüz askerle atlı olarak, Türkmen Ali kuvvetlerine katıldılar. Kısa zamanda Türkmen Ali’nin etrafında beş bini aşkın asker toplandı. Tecillilere haber gönderdiler üstlerine geleceklerini, kendileri gibi kalleşlik yapmayacaklarını bilmenizi istiyoruz diye. Harekete geçerek, Yarisufat (2) yakınlarında Mutlu köyü civarında karşılaştılar. Avşarların kat kat fazla kuvvetleri karşısında Tecilli oğulları fazla dayanamadı. Bu çarpışmada Tecilli oğlu Aşiretinin, Açacak Ömer sülalesinden ihtiyar bir kadın ve gelinlerinden hariç hiç kimse canlı olarak kurtulamadı. Türkmen Ali’nin obasından olan adamlar ön saflarda çarpıştıklarından o taraftan da sayısız ölü verildi. Savaştan sonra da yaylaya göçtüler. Açacak Ömer’in oğullarının karılarını da beraberlerinde getirdiler yaylaya. Binboğa dağlarına. Onları gören İnci Aşağıdaki uzun ağıdı yaktı.
 
   İki yüz seneyi aşkın bir zamandan beri bu ağıt günümüz de çok insanın ezberindedir. (Türkmen Ali obası: Türkmen adı ile anılan Sarız’a yerleşmiş bir Avşar obasıdır.)
 
Koyun indirir yalıya (3)
Mesirek (4) bağlar çalıya
Baktım babam Ali’ye
Aslanlarım derde gelir
 
Türkmen Ali’nin uşağı
Guşanın gayret guşağı
Hani arkam çok diyordun
Gelmedi Avşar uşağı
 
Leş yatar düzüm, düzüm
Osman alayından uzun
Gınamayın (5) komşular
Şu da bizim, şu da bizim
 
Bu gece, ne şaal (6) gece
Ay da doğdu ülger inen
Üç gardaşın bacısıyım
Ağlarım fırgatınan. (7)
 
Boza (8) boz Omar’ım boza
Boğazında heril (9) hoza. (10)
Şimdi gardeşlerin gelir
Gıratınan toza toza
 
Yumam elimin kanını
Düşmana dönmüş yönünü
Soygun vermiş, anam oğlu
Üç günlük özne donunu
 
Omar Osman gardaşlarım
Gitmem burada gışlarım
Omar’ımın gelinini
Osman’ıma bağışlarım
 
Omar’ın tuttuğu hular. (ll)
Otu bir hoş yana çağlar
Var gardaşın gelinleri
Galbi yıkık, bir hoş ağlar
 
Omar, Osman gardaşlarım
Gitmez burada gışlarım
Eller bana deli diyor
Deli m’oldum gardaşlarım
 
Şu Murtlunun kedileri
Oynaşıyor sürüleri
Nideyim arada kaldı
Açacağın gelinleri
 
Şu Murtlunun (l2) örenleri
Oynaşıyor cerenleri
Nideyim orada kaldı
Osman’ımın yarenleri
 
Bucak(l3) da taban kılıcı
Ciğerime battı bir ucu
İki elimde iki efe. (l4)
Ne zaman sabah olucu. (l5)
 
Bucak da taban halısı
İnmez kır atın sağrısı
Üç gardaşım birden ölük (l6)
Dayanamıyorum doğrusu
 
   Bu olayda ihtiyar bir kadın kalmıştı ya, ona sormuşlar seneler sonra. Nasıl oldu bu iş, Avşarlarla diye? O da şöyle söylemiş.
 
Oturanlar, oturanlar
Ağaca işlik getirenler
Göçtüm’ola, Avşareli
Ocağımı batıranlar
 

l- Cerit: Ceyhan bölgesinde bir Türk oymağının adı.
2- Yarisufat: Ceyhanın ilk kurulduğu yerin adı.
3- Yalı: Koyunların sağıldığı yer.
4- Mesirek: Damızlık deve.
5- Gınamak: Kınamak.
6- Şaal: Şekil.
7- Fırgat: Firkat, Ayrılış, ayrılık.
8- Boz: 1. Açık toprak rengi. 2. Kül rengi, gri.
9-  Heril: Çiçekli kumaş.
10- Hoza: Boyun atkısı.
11- Hu: Ahırda hayvan yiyeceği konulan yer, yemlik.
12- Murtlu: Ceyhan yakınlarında köy.
13- Bucak: Ekinin sararmadan önceki hali.
14- Efe: Yiğit.
15- Olucu: Olacak.
16- Ölük: Ölmüş.
KİTAPLAR
ŞAİRLER