GELENEKLER

10 - ANAN DA ÖLE BACIN DA ÖLE

ANAN DA ÖLE BACIN DA ÖLE
 
   Mart ayı geldi, ama Söbeçimen köyünün, dağlarının, bayırlarının üzerinden kar kalkmadı. Kar eriyerek yeni, yeni yerler alacalaşıyordu. Karın eridiği karalarda, koyunlar keçiler güzden kalma yaprakları yiyorlardı. Büyükbaş hayvanların ağzına gelecek bir tutam ot yoktu. Bütün köyde hayvanların yiyeceği bitmişti. Öküzlere iyi bakmak gerek. Bir ay sonra, boyunduruk takılacak boyunlarına. Yırtacak taşlı tarlaların yüzünü. Sap çekecek harmana. Üzeri sap yüklenmiş kağnı ile sürecek döveni döne döne.
 
   Mehmet ağa sabahın alaca karanlığında oğlu Çıtak’ı uyandırdı, sıcak yorganın altında. Kalk oğlum nerde ise gün kuşluk olacak. Kütüklüğe git de bir merkep yükü keven topla, yoksa hayvanlar acından ölecek. Bir avuç saman bile kalmadı. Hayvanların musuluna dökecek. Haydi, haydi kalk bende merkebi dışarı çıkarayım. Çıtak yekinip yatağına oturdu.
 
-Baba ben bu gün bir düş gördüm.
 
-Hayırdır oğlum söyle bakalım düşünde ne gördün?
-Baba, beni bu gün düşüm de Rüstem’in iti daladı. Çok korktum kızmazsan bu gün ben kevene gitmek istemiyorum. Başıma bir iş geleceğinden korkuyorum.
 
-Hayırdır oğlum, düşler hep tersine yorumlanır. Besmele çek git bir şey olmaz.
 
-Ben gitmek istemiyorum baba.
 
-Oğlum sen bir düş gördü isen bu hayvanlar aç mı ölecek? Yoksa bana mı diyorsun, sen git diye? Ben ne kazma sallaya bilir ne de merkebe kevenleri yükleye bilirim. Şu ihtiyar halimle, haydi gidi ver de gel.
 
-Peki baba gidiyorum.
 
   Semeri vurulmuş merkebe kazmasını ve sekiz metrelik kendir ipini alarak bindi. Kütüklük yoluna düştü. Yolda kesik kesik kar parçalarının üzerinde giderek Kütüklüğe, güneş bir menzil yukarı çıkmadan vardı. Kazmasını aldı aşağıya indi merkepten. Merkebi serbest bıraktı. Kütüklüğün güney kısmında kardan arınmış büyük bir kara üzerinde Ali Kâhya’nın oğlu Ahmet davar güdüyordu. Ellerini kaldırarak bir birleriyle selamlaştılar. Kar olmayan bir yerden keven sökmeye başladı. Birkaç keven sökmüştü ki Rüstem’in oğlu Cemal de keven sökmek için oraya geldi.
 
Cemal merkepten inmeden;
 
-Ulan Çıtak sen delimisin? Bak şu karşı da Karayörep de koca, koca kevenler dururken, bu cılız kevenleri niye topluyon?  Boş ver o topladıklarını da at da gel gidelim, oradan toplayalım. Oranın bir keveni buradakinden beş defa daha büyük haydi gidelim.
 
   Çıtak cevap vermeden, kazmasını aldı merkebinin yanına gitti. Karayöreb iki yüz metre kadar ilerideydi. Merkebini çekerek, Cemal’in arkasından gitti. Cemal de merkepden aşağı indi. Bana bak aslanım şuralara sen dokunmayacaksın diyerek eli ile bir hudut çizdi. Buralardaki kevenleri ben sökeceğim. Sende git, parmağıyla uzak bir yer göstererek oralardan topla dedi.
 
   Çıtak, Canım nereden isterse oradan toplarım. Burası babayın tapulu tarlası değil. Hem beni çağırdın, hem de buralardan toplama diyorsun. Cemal, Ulan sende git dediğim yerden topla. Çıtak, Buradaki kevenler sana da yeter bana da yeter tabi biterse yukarılara da gider oradan toplarız.
 
   İkisi de kevenlerin köklerini eşmeye başladılar. Keven toplarlarken topladıkları kevenlerin birbirilerine karışmaması için, istemeyerek yöreyi paylaştılar. İkisi de yeterince keven topladılar. Önce Cemal, eski orman kalıntılarından yeri eşerek bir kütükden odun parçaları çıkardı. Çıkardığı odunları kucaklayarak aldı getirdi topladığı kevenlerin yanına. Cebinden kibriti çıkardı getirdiği odunları kibritin ateşiyle yaktı. Yanan ateşin üzerine dikenli kevenleri atarak, kevenler tütsümeye başladı. Yanan ateşin üstüne atılan kevenin yaprakları ve dikenleri yanarken çatır, çatır ses çıkardı. Çevreyi bir keven kokusu sardı. Çıtak da yeterince yerdeki kütüklerden odun parçaları koparıp getirdi. Cemal’in yanına geldi, hiçbir şey söylemeden, yanan kevenlerin altından bir parça ateş aldı. Kendi odunlarının yanına götürdü.
 
Cemal;

-Ulan Çıtak danışmadan benim ateşimden niye aldın? Eşekoğlu eşek.
 
Çıtak Cemal in söylediklerini duymadı bile. Başını eğmiş üfleyerek ateşini yakmaya çalışıyordu.
 
-Ulan çıtak sana söylüyorum itoğlu it benim ateşimden niye aldın?
 
   Çıtak’ ın odunları da az bir şey ateşe tutuşmuştu. Elinde ucu yanan, bir odun parçası ile ayağa kalktı. Cemal’in yanına geldi. Elindekini Cemal’in yanan ateşinin üstüne attı ve ne olmuş yani bir parça ateş almışsak? Kibrit almayı unutmuşum.
 
-Ben sana demedim mi, buralardan keven toplamayacaksın diye?
 
-Aslanım sen dellendin mi? Burası Allah’ın yazısı, herkes istediği kadar istediği yerden toplar.
 
-Ben anlamam senin topladığın kevenlerin yarısı benim, hem de sen getirip, benim kevenlerimin üstüne atacaksın. Haydi, al getir kevenleri.
 
-Sen değil ya, senin ferişdahın (l) gelse,  kevenlerimden bir tanesini dahi getirmem, diyerek yeni tüten odunlarının başına gitti.
 
   Yaktığı odunlar sönmek üzere idi. Ellerini yere koyarak çömeldi. Sönmek üzere olan ateşine, başını yere eğerek üflemeye başladı.
 
   Cemal belindeki uzun iki yanı keskin kamasını çıkarttı Çıtağın arkasına geçti kamasını iyice elinin içine yerleştirdi. Kamalı elini havaya kaldırdı, birden kamayı Çıtağın omzuna sapladı. Kamanın sivri ucu Çıtağın sol memesinin altından çıktı. O anda Çıtak öyle feryat etti ki sesi bütün dağlarda yankı yaptı. Çıtağın feryadını koyun güden Ali Kâhya’nın oğlu Ahmet duydu. Çıtak ve Cemal’in bulunduğu tarafa koştu. Kamayı yiyen Çıtak, böğürerek göksü üstü toprağa yattı.
 
   Cemal kamasını çekip çıkartmak istedi. Kama bir türlü Çıtağın bedeninden çıkmıyordu. Yere uzanmış Çıtağın, Cemal kafasına bastı, çekti kama yine çıkmadı. Bu sefer bir ayağını kafasına, bir ayağını da beline bastı Önce kamayı kıvırdı, kıvırdı birden çekti, çıkan kamanın ucundan kanlar damladı. Kanlı kama Cemal’in eline geldi. Kamasını çeken Cemal merkebini kevenlerini orada bırakarak var kuvveti ile köye koştu. Babası Rüstem’in yanına vardı. Çıtağı kamalayarak öldürdüğünü söyledi. İki gün sonra da adalete teslim oldu. Olayı gören çoban Ahmet de koşarak gelip, Çıtağın babasına haber verdi. Çıtağın babası bu haberi duyunca bayılıp yere düştü. Biricik oğlu tek ümidi idi. Çıtağın ihtiyar anası Zeynep, bacısı Arife, Yolarak başlarında saç koymadılar. Koşarak kara yörebe gittiler.
 
   Bütün köyün erkeyi kadını Çıtak’ı bir salın üstünde eve getirdiler. Çıtak konuşmadan bir gün yaşadı. Ölünce de cenazesini muhtar amcasının evine götürdüler. Jandarma geldi. Aziziye’den, Savcı ve doktor gelinceye kadar, Jandarmalar Çıtak’ın başında nöbet tuttular. Savcı doktor geldikten sonra, Doktor Çıtak’ın karnını yardı. Balgam balgam kesek kesek karnından kan çıkardı. Açılan karnını çuvaldız ile melefe  (2) diker gibi yeniden diktiler. Gözyaşları içinde toprağa verdiler. Bacısı Arif’e kardeşi Çıtak’ın arkasından şöyle söyledi ağıdını.
 
Hele Ağa, Çıtak’ım hele.
Anan da öle, bacın da öle.
Arkanda yok bir gardaşın.
Çıtak’ım hayfını (3) ala.
 
Çıtak’ım yemedi yoğurt.
Verseler de almam öğüt
Anası nasıl büyütmüş
Su üstünde selvi (4) söğüt.
 
Kardeş yaralı dediler
Emmisi evine kodular
Hele görsen hallarını
Kanı silerek yudular.
 
Veysel’in avradı Yeter.
Muhtar atın başını tutar
İğne getir, iplik getir
Doktor yarasını çatar.
 
El âlem harap kala
Kütüklük de Kara Yöreb (5)
Üç döşekten yer etmişler (6)
Kanlar akmış gölek gölek
 
Gukgular ne hoş öter.
Göksun’dan mı geldin Yeter
Çatal odayı (7) koymuş da
Elin odasında yatar
 
Geliyor gardaşın göçü
Al kana boyanmış saçı
Kâfir düşmanın kaması
Ağciğere girmiş ucu
 
Beyaz işlik, (8) kara ceket
Dam başında geziyorlar
Döndüm baktım, gardaşımı,
Koyun gibi yüzüyorlar.
 
Kara Yöreb de düşeğe (9)
Düşürmüşler ağız aşağı.
Babam oğlu al yaralı
Başına sarmış kuşağı
 
Şuracık da dövüş mü olur
On iki adım ara ile
Kardeşimi sal (l0) etmişler
Kuluncunda yara il.

Feriştah: En iyi, en üstün.
Melefe: 1.Yatak ve yorgan çarşafı. 2. Yastık yüzü. 3. Tandırda ısınmak için kullanılan çok büyük yorgan. 4. Yüzü olmayan eski yorgan, mitil. 5. Yorganın astarı. 6. Yatak ve minderin iç yüzü. 7. Çok eskimiş giyim eşyası.
Hayıf: Öç, intikam.
Selvi: Servigillerden, Akdeniz bölgesinde çok yetişen, kışın yapraklarını dökmeyen, 25 metre boyunda, ince, uzun, piramit biçiminde, çok koyu yeşil yapraklı bir ağaç, andız, selvi, servi ağacı.
Yöreb: Bayır, az eğimli yer.
Yer etmek: Burada yatak sermek anlamında.
Çatal oda: İki odalı.
İşlik: Yakasız gömlek.
Düşek: Kişinin düşüp öldüğü yer. .
KİTAPLAR
ŞAİRLER