GELENEKLER

8 - Kınacı Gitmek


KINACI GİTMEK

   Kınacı, bayrak pazar sabahı kaldırılmış ise, çarşamba öğleden sonra yola çıkar, bayrak perşembe sabahı kaldırılmış ise cumartesi öğleden sonra yola çıkar.
 
   Kınacı kafilesinde şunlar bulunur. Sözü, sohbeti dinlenen kâmil bir erkek. Kız evine intikal edildiği andan itibaren her türlü oyuna, şakaya dayanacak, yumuşa koşacak iki genç.(Akrabadan olması daha uygun olur.) Bir aşkanacı (aşçı) kadın ve birkaç ona yardımcı kadın. Bunların da umur görmüş olanları tercih edilir. Kınayı yakmaya gelen yengeler, genç kızlar, gelinler.
 
   Kınacının yükünde bulunanlar ise şunlardır: Daha önceden hazırlanmış yeteri kadar yufka ekmek. Pilâvlık pirinç ve bulgur. Patates ile hoşaflık üzüm, kayısı. O gün için etleri yemekte kullanılacak ve kavurmalık olacak birkaç koyun ve keçi.
 
   Bunların hepsi kınacı grubunun atı, arabası ve yükü ile birlikte kız evine yollanır. Kınacıyı yerine yerleştirmek için fazladan birkaç atlı da onlara refakat eder. Kınacının kız evine girmesi demek, bir sonraki günde gelinin çıkışına ait hazırlıkların yapılmaya başlaması demektir.
 
   O gün akşam kına yakılacaktır ki, bundan sonra her şey, bir başka şeyi tamamlayacaktır.
 
   Kınacı grubu, kız evine girmeden önce köyün delikanlıları tarafından talep edilen ve adına “girzop yolu” denilen bir yol verme ile karşı karşıya kalırlar. Yol verme, hediye vermek demektir. Bu yol, genellikle düğün yemeği için ayrılmış olan davarlardan verilir. Düğün sahibi delikanlı, yolu olan “girzop” için fazladan bir koyun veya koçu sayıya ilave eder ki, bu da delikanlıların hakkıdır. Delikanlılar hakları olan bu “yol”u gönüllü gönülsüz her şekilde alırlar. Yahut da “Aldık kabul ettik” deyip usulen alıp iade ederler.
 
   Akşamdan yemeklik her şey hazırlanır. Kınacı yengeler kız evi ile birlikte kınayı yakarlar. Gelin bu saatten itibaren kız evinden ve oğlan evinden oluşan yengelere teslim edilir. Onlarla oturur, onlarla kalkar.
 
   Gelinin kınası yakılır iken başında iş bilen gelinler, kızlar şu ve benzeri deyişleri söylerler. Hem söylerler hem de kızın anasını ağlatırlar:
 
“Çattılar ocak taşını
Verdiler düğün aşını.
Ağlatmayın bire gızlar,
Silin gözünün yaşını.
 
Şu güveren ekin mola
Ekin değel purçağamış.(purçak imiş)
Gız anadan ayrılması,
Yalan değil gerçeğemiş. (gerçek imiş)
 
Babayın goyunu beştir.
Beşi birbirine eştir.
Başın yastığa düşünce,
Elin oğlu sana eştir.
 
Gardaş ekmeğin arttı mı?
Babam ekinin bitti mi?
İşte koydum gidiyorum,
El kızı keyfin yetti mi?
 
Sofrada koydum kaşığı,
Atladım çıktım eşiği.
İşte goydun gidiyorsun,
Büyük evin yakışığı.
 
Büyük evde orta direk
Gümbür gümbür atar yürek.
Çıkıp cirit oynayacak,
Şimdi buna gardaş gerek.”
 
   Kınacının peşinden ertesi sabah “gelinciler” gelir. Bunların diğer bir adı da “seğmen”dir. Seğmenler; atlı, arabalı ve yayalardan oluşur. Önlerinde bayrak taşıyanlar bulunur. Seğmenler köye veya kasabaya yaklaşırlarken kız evi de toplanarak, bir bayrakla ve “bayraktar” yönetiminde gelinciyi karşılarlar. Bayraklarla karşılıklı selâmlaştıktan sonra, kız evinin bayraktarı, oğlan evinin bayraktarına:
   - Nereden gelip, nereye gidiyorsunuz? diye sorar.
   O da cevaben:
   - Hazırlardan geldik Hızırlara gidiyoruz, der.
   Tekrar sorar:
   - Hazırlar kim, Hızırlar kim?
   Cevap verir:
   - Hazırlar sizsiniz, Hızırları da ancak Allah bilir.
   - İyi, pekâlâ, sana bir soru daha soracağım.
   - Buyurun.
   - Cennetin kapısındaki kavağı kim kesti?
   İşin ustası ise kolayca cevap verir:
   - Sizin köyden birisi; ama adını söylemek bana yakışmaz, ben misafirim.
   Konu anlaşılır, maksat hâsıl olur; kız evinin bayraktarı:
   - Hoş geldiniz safalar getirdiniz; der.*
 
   Bayrakları değiştirirler. Seğmen kız evinin kapısına dayanır. Karşılıklı ne tür marifetler varsa sergilenir. Halaylar çekilir, güreşler tutulur, ciritler oynanır. Kız tarafı şakaya dayalı olmak kaydı ile oğlan tarafına ne kadar eziyet varsa eder. Tekere sarar, bayırdan aşağı yuvarlar; muhakeme eder, asar; tıraşı gelmiş der, balta ile tıraş eder; başı açık kalmış der başına koyun kermesinden şapka giydirir… Yapar da yapar. Bu tür oyun ve düzenlemelerden sonra, sofralar kurulur, öbek öbek düğün yemeği yendikten sonra “gelin bindirme” “gelin çıkarma” merasimi başlar. Gelinin çeyizi yazılıp, yüklenip yola koyulunca, gelinin çıkması beklenir. Gelinin bulunduğu kapı, oğlan kardeşi veya bir yakını tarafından arkadan kilitlenir. Burada bir yol istenir. Bu yolun adı “kardeş yolu”dur. Bu yol mutlaka alınır. Bağışlanır, bağışlanmaz; bu, kapıya duran kişinin iz’anına bağlıdır. Genellikle kapı yolu at olur, silah olur; bazan şu at, şu silah diye de isimlendirilir. Para konusu hafiflik alâmeti olarak kabul edilir. Kapı açılır, gelin kardeşleri ve yakınları tarafından harçlıklanır. Gelin, kardeşinin kolunda kapıya çıkarılır. At, kapıya yanaştırılır. Gelin ata, sağ taraftan besmele ile sağ ayağını üzengiye bastırılarak bindirilir. Gelinin yola çıkışı ile birlikte atlılar atlarını ileri geri sektirmeye başlarlar. Kız evine karşı taşkın hareket yapmamaya dikkat ederler. Gelin alayı düzenli bir şekilde nârâ atarak, deyiş söyleyerek, salâvat getirerek, yollarına devam eder.
 
   Yollarda gelin alayının önü gençler ve çocuklar tarafından defalarca kesilir, onlara da defalarca para, mendil, çorap gibi hediyeler verilir. Ayrıca gelini bekleyen başka bir sınav daha vardır ki, epeyce de risklidir. Gelin alayı yaylanın düzlüğünde devam edip giderken bir de bakarsınız ki bir çoban, sürünün içinden teker gibi kuyruklu karabaş koçu yedekleyip seğmenin önüne çıkar, “Ya koçu alın götürün ya da yolumu verin” der. Alıp götürmek için usul bellidir. Koç, gelinin atının yanına yanaştırılacak, gelin zahmıya yüklenip koçu sırtındaki tüylerinden yakalayıp sağ taraftan sol tarafa atacak. İşlem ayniyle gerçekleştirilir. Gelin başarılı olsa da, olmasa da çobanın hediyesi verilir, koçu da iade edilir. Bu geleneğe de “gelin alayının önüne koç sürme” denir.
 
İsmail BOZKURT – Anadolu Türk Aşiretleri – Avşar ve Diğer Türkmen Aşiretlerinin Yaşayışı ve Kültürleri- Sayfa 34,35,36
KİTAPLAR
ŞAİRLER