GELENEKLER

16 - NE DİYARDA BİTTİN, SARI SÜMBÜLÜM.

NE DİYARDA BİTTİN, SARI SÜMBÜLÜM



   Hasan Kâhya Ceyhan’ın İmiruşağı Köyündendi. İlkbaharın gelmesiyle Sariyecek Yaylasına çıktılar. Tomarza’nın Hürüuşağı Köyünde oturan Halil Ağa da Zelfi’nin Berçin yaylasına göçtüler. Halil Ağa oğlu Abdurhaman’a, Oğlum Sariyecek Yaylasında oturan İmiruşağı Köyünden İmiroğlu Hasan Kâhya duydum ki cins arap atını satacakmış. Yanına bir arkadaş al da git benden selam söyle, kaç para isterse ver. Atı da terkine tak bana getir dedi. “Olur baba. Yarın arkadaşım Ali’yi alır, kır atla doru ata biner gideriz” dedi.

   Sabahleyin arkadaşı Ali ile atlara binerek dağları, belleri aşıp, Sariyecek Yaylasına vardılar. Hasan Kâhya’nın çadırının önünde atlardan indiler. Hoş beşten sonra, “Hasan Emmi babamın selamı var, sende satılık bir Arap atı varmış, onu almak istiyor” dedi.

   Hasan Kâhya: “Olur vereyim” diyerek pazarlığı bitirdiler. “Atı getirsinler de biz gidelim.”

Hasan Kâhya; “Olmaz öyle şey akşamın karanlığında gidemezsiniz. Bu gün benim misafirim olun, yarın sabah gidersiniz” dedi.

   Akşam büyük çadırın içinde diğer komşulardan da adamlar geldi. Gelin, kız karışık, konuşup muhabbet ettiler. Muhabbet bittikten sonra, aralarından biri: Bu akşam misafirimiz sayesinde bir araya geldik, böyle toplantılar az olur, toplanmışken haydin birer sıra türküsü söyleyelim diyerek başta bulunan birinden sıra türküsünü başlattılar. Sıra türküsü söylenirken Hasan Kâhya’nın kızı bahar gelip, Abdurhaman’ın karşısına oturmuştu. Birbirilerine bakıyor, söylenen türküleri duymuyorlardı. Bilmedikleri duymadıkları bir dille konuşuyorlardı sessiz, kendi aralarında göz işaretleriyle.

Kız sen ne güzel kızmışın böyle,

Sen de yakışıklısın hani ya,

Kız seni babandan istesem, bana verir mi?

Vermez, vermez öyle delilik yapma?

Ne yapacağım öyleyse?

Kaçır beni!

Nasıl, ne zaman?

Bu sabah horozlar ötmeden, kimse uyanmadan, ben yolun bükünde seni beklerim.

Sahi mi söylüyorsun?

Elbette sahi söylüyorum.

Tamam olur. Kaçırırım seni.

   Oturanlardan biri: Abdurhaman sıra sende deyince Abdurhaman uyandı. Aklı başına gelip, etrafına baktıktan sonra, yüzünü Bahar’a çevirerek imayen gidecekleri yolları Bahar’a tarif etmeye başladı.

 

Kızılgöl, Yoğunoluk, Berçine Yayla

Bu yıl da böyle olsun, yar yürü, yürü

Ağsu da Çamoluk, Kurtların Beli

Kokarkuyu, Kurubel yürü, yürü.

 

Çık Aslantaşa da Soğanlı Ovası

Yüksek Kurtkulağı belli havası

Dumanlı da tor seyfiller yuvası

Yağpınarına doğru yol yürü, yürü.

 

Soğanlı, Koçdağı da arası Han’dır

Elbizeli Çarşakbeli mekândır

Şol sarıçiçeğe, Beraklı kondur

Eli deste güllüm, al yürü yürü.

 

Hubların yatağı, şol Kabaktepe

Varamam Sarecek, yolların sapa

Topukta hal halı kulakta küpe

Zülüfler gerdana, tel yürü, yürü.

 

Nesin methedeyim de dağların başın

Biren biren gezdim de kayasın taşın

Sefil Abdurhaman yitirmiş eşin

Ara sevdiğini, bul yürü, yürü.

 

   Abdurhaman sıra türküsünü bitirdikten sonra: Ağam, bizim şafakta yola çıkmamız gerekli atlarımız hazır olsun eyerleri de üstün de kimseleri uyandırmadan çekip gidelim dedi. Kalktılar eyerleri Atların üstüne vurup, palanlarını gevşek bağlayarak yatıp uyudular.

 

   Uyumak kimin nesine, Abdurhaman sabaha kadar uyuyamadı. Baharı düşündü. Bir zaman sonra çadırın etrafında ayak sesleri geldi. Anladı ki bahar yola çıkıyor. Biraz daha yatakta bekledikten sonra, ayni yatakta yatan arkadaşı Ali’yi dürttü. Ali uyandı. “Ne var” dedi?

 

   Abdurhaman susmasını kalkıp gitmeleri gerektiğini söyledi. Yavaşça birlikte kalkıp, atların palanlarını sıkarak, diğer satın aldıkları atı da yedeklerine takıp yola çıktılar. Biraz gittikten sonra, baktı ki gerçekten Bahar bükte bekliyor, elinde bir çıkınla. Ali’ye “Sen eğersiz ata bin” diyerek Baharı eyerli ata bindirdi. Hızla oradan uzaklaştılar.

 

Hasan Kâhya kızının kaçtığına çok üzüldü ve sinirlendi. “Allah’ın emri varken, babasına danışmadan kız kaçırmak ne demekmiş ben size gösteririm” diyerek, yayla zamanının bitmesini bekledi.

 

   Yayla zamanı bitip, güzle evlerine gelince, on kişi silahlı adamlarla bir gece Hürüuşağı Köyünde Hamıza’nın evini basarak, kızını alıp geri getirdi.

 

   Aradan yedi yıl geçti. Abdurhaman Bahar’ın hasretine dayanamadı. Bir de oğlu olmuştu Bahar’ın baba evinde. Kendi kendine karar verdi. “Gideceğim karımı almaya. Ya orada ölürüm, ya da karımı alırım” diyerek bindi atına, vardı. Sariyecek yaylasına. Atından inerek, dışarıda oturmuş olan kayınbabasının karşısına geçip, ağam bir cahillik yaptık, sen büyüksün bir atalık yap affet bizi. Yedi yıl oldu dayanamıyorum bu hasrete, ver elini öpeyim diyerek eline sarıldı öptü. Hasan Kâhya elini öptürürken Abdurhaman’a bakmadı. Oradan kalkarak diğer çadırlara gitti. Bahar çadırın içinde Abdurhaman’ın gelmesine sevinmedi. Bu kadar zamandır nerde kalmıştı. Abdurhaman oturup şunları söyledi.

 

Leyla’nın bekçisi, var mı mecnunu

Benim çekticeğim, ahınan vahdır

Kömür gözlüm, gayri yüz döndü bana

Bilmem beni sınar, bilmem esahdır

 

Mecnun da derki Leyla nice oluk

Bizim işimiz de feleğe kalık

Karakaşlar, kement olup ağılık(1)

Elma yüz üstünde, zülfün siyahtır

 

Karadır kaşların da göksünde aktır

Siyahtır saçların ne desem haktır

Gamzeli kirpiklerin, sinemde oktur

Parlar gümüş gerdan, yüzlerin mahdır(2)

 

Abdurhaman’ım derde içelim bade

Kötü eşden adama hiç olmaz fayda

Verme sırrını da engele yâda

Almayınan doyulmaz, her dem damahtır(3)

   Bahar’ı ve çocuğunu alıp, eve geldikten birkaç gün sonra, karısının gönlünü almak için şunları söyledi sevdicegine;

 

Hubların (4) serdarı, ol şirin şahin

Neden aşığına, böyle bakarsın

Sen böyle baktıkça, han olur bağrım

Hem de beni ataşına yakarsın.

 

Vakti gelmeyince ötmez bülbülüm

Yar elinden sitem çekme bir gülüm

Ne diyarda bittin sarı sümbülüm

Ne hoş ırahan var, ne hoş kokarsın


Şiirin birinci bölümündeki bilinmeyen kelimelerin hepsi yöreye ait yerlerin isimleridir.
1.Ağılık: Eğilme. Kaşları göz üstüne yıkarak, küskünlüğü belirtmek.
2.Mah: Ay parçası.
3.Tamah: Tenezzül, istek, Açgözlülük.
4.Hub: Güzel, hoş, İyi.
KİTAPLAR
ŞAİRLER