GELENEKLER

18 - EMMİ OĞLU


EMMİ OĞLU



   Sarız’ın Söbeçimen Köyünde Küçük Ali, kardeşi Mustafa Çavuş’tan üç yıl evvel evlendi. Bir oğlu oldu. Adını kendi babasının adı ile birleştirerek, Hasan Ali koydu. Üç yıl sonra da Mustafa Çavuş’un bir kızı oldu. Onun adını da analarının adı olan Elif koydular. 

   Hasan Ali emmisinin kızı Elif’i köyde oyun oynarken, dağda çiçek toplarken her yerde diğer çocuklardan korurdu. Bazen aynı evde yatar aynı sofrada yemek yerlerdi diğer kardeşleri ile birlikte.

   Zaman geldi büyüdüler. Hasan Ali yirmi yaşına, Elif de on altıdan on yedinci yaşına girdi. Birbirlerine sevdalandılar. Harman zamanı orakla ekin biçtiler. Mercimek, nohut, kışın samanla karıştırarak, koşu hayvanlarına yedirmek için Burçak yoldular tarlalarından. Ekin destelerini sap kağnısına yükleyip, harman yerine getirdiler. Elif öküzlerin getirdiği ekin saplarının üstünde, dövene binerek dolandı durdu. Hasan Ali de bir yandan diğer yana malama (1) aktarıyordu.

- Ulan Hasan Ali,

-Ne istiyon kız!

-Diyorum ki ne zamana isteyeceksin beni babamdan?

-Dur hele acelen ne? Harmandan kalkalım o zaman söylerim anama, gelip isterler seni emmimden.

-Emmin beni sana verir mi?

-Verir verir. Emmim beni çok sever. Harmandan kalkalım, zahirelerimizi harallara, çuvallara doldurup, ev de duvarların kenarlarına dizelim, otları damın üstüne hayma (2) yapıp, samanı da samanlığa doldurduk mu, o zaman seni istetirim.

-Birde bulgur kaynatılacak tahrana yumulacak da ondan sonra desene?

-Yok, yok o kadar da beklemem.

-En iyisi sen beni hemen istet, bu günden tezi yok? Bulgur kaynatılıp, tahrana yumduğumuz zaman, hemen arkasından düğünümüz olsun.

-Tamam, ben anamla bu gün konuşurum.

-İyi öyleyse, ben gidiyorum. Kendi dövenini (3) kendin sür, diyerek yakın da bulunan babasının harmanlarına gitti. Boş kalan düvene anası gelip bindi.

-Deh bire sakar öküz ikide bir malamadan dışarı çıkma, diye meses (4) ile öküze vurdu. Öküzler malamanın üstüne çıktı. Hasan Ali gelerek anasının sürdüğü dövene bindi. Anasına arkasından sarılarak,

-Ana ana kız anaların gülü, güzel anam benim.

-Ne var deli oğlan, ne istiyorsun, tütün istiyorsan o yok?

-Ana ben tütün istemiyorum.

-Boşa bana sarılmazsın, vardır bir istediğin.

-Ben, Emmimin kızı Elifi istiyorum.

-Dövenin üstünü mü buldun söyleyecek, e bre deli oğlum şimdi zamanı mı?

-Zamanı zamanı ana, ha bu gün ha yarın, isteyiverin şu kızı ne olur ana emmim yabancı mı?

-Tamam, tamam bu gün ben babanla konuşurum, akşamda isteriz. Harmandan kalkınca da düğününüzü yaparız. Ama akşama kadar dövene sen bineceksin?

-Vallaha ana sabaha kadar da binerim, yeter ki sen bu gün Elif’i iste.

-İsterim, isterim diyerek, anası dövenden inip, yaba ile saman tığı (5) savuran babası Küçük Ali’nin yanına vardı. Hasan Ali’nin kendisine söylediklerini uzun, uzun birlik de konuşarak, akşam gidip, kızı istemeye karar verdiler. Akşam dolunayın ışığında kardeş, kardeş sohbet ederken,

Küçük Ali: -Ulan Mustafa gördün mü ikimiz de büyüdük, seni de adam saydılar da koca köye Muhtar yaptılar.

Mustafa: -Vallaha öyle oldu ne çabuk geçti zaman diyerek gülüştüler.

Küçük Ali: -Maşallah çocuklarımız da büyüdü evlenme çağına geldiler. Babamız bizleri nasıl everdi ise biz de onları evermemiz lazım. Onun için diyom ki Allah’ın emri Peygamber’in kavli ile kızın Elif’i oğlum Hasan Ali’ye istiyorum. Sen bu hayırlı işe ne dersin?

Mustafa: -Ne diyeyim ağam ikisi de bizim çocuklarımız, hayırlısı ise olsun derim. Verdim gitti. Allah onları mutlu etsin. Kalkıp birbirilerine sarılarak hayırlı olsun dediler. Haberi köye duyurarak, harman sonu düğün yapmaya karar verdiler.

   Köyün hemen yakınında bulunan su akan derede buğdayı yıkayıp, bulgur kaynatarak, kuruması için savan çullarının üzerine serdiler. Gündüz kadınlar bekliyordu sergiyi. Gece de bir erkeğin beklemesi gerekti. Serginin başına bir yatak sererek Hasan Ali’nin beklemesine karar verdiler. Gece Hasan Ali bulgur sergisini beklerken Elif yanına geldi. Sabaha kadar, konuştular geleceklerini doğacak çocuklarını. İkinci gece Hasan Ali aniden hastalandı. Ateş gibi yanıyor, alnından ter damlaları çenesinde birikip, boynuna akıyordu. Elif mendille terini siliyor, Hasan Ali kötüleşdikçe kötüleşiyor, ayılıp ayılıp bayılıyor. Herkes Hasan Ali’nin başında bekliyor. Sabaha karşı daha da kötüleşti. Gözlerini açıp güneşin ilk çıkan son ışığına baktı ve gözlerini yumdu. Bir daha da açmadı. Cenazeyi dereye çok yakın olan amcasının evine getirdiler.

   Amcasının kızı ayni zamanda nişanlısı Elif Hasan Ali’nin ardından aşağıda ki ağdı yaktı.

Aman emmim oğlu aman
Erciyesi tuttu duman
Bana nişanlın diyorlar
Benim emmim oğlu taman (6)

İliğimi, İliğimi
Tükettim soluğumu
Senin için emmim oğlu
Ağ (7) ördürürüm beliğimi

Gadanı (8) alırım Aco (9)
Dediğini ben tutmadım
Emmim oğlu dalgın yatar
Eline kına yakmadım

Emmim oğlu dalgın yatar
Kolunu dışına atar
Soluk derilirken (10) vardım
Elini elime tutar

Gadanı alım gız (11) bibi
Mezarını gördünüz mü?
Ergenin bayrağı kalktı
Okuntuyu (12) aldınız mı?

Şu çeket de şu fistan
Birbirine kavuşturun
Gelini ata bindirin
Mezer öte savuşturun

Anası da söyledi oğluna;

Damın direği yıkıldı
Taşı toprağı döküldü
Tez gel aslan oğlum
Babayın beli büküldü
 

1-Malama: 1. Karışım. 2. Taneleri ayrılmamış, samanla karışık tahıl.
2- Hayma: Kışın hayvanlara yedirmek için dam üstüne yığılan ot.
3- Döven: Düven. Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç.
4-Meses: Üvendire. İnek ve öküzleri dürtmek için kullanılan ucu sivri demirli deynek.
5- Tığ: Dövülmüş ve rüzgâr doğrultusuna dik ve uzun bir şekilde yığılmış harman.
6- Taman: İşte, az önce, hani, hani ya, ya, tabii ki.
7- Ağ: Ak, beyaz.
8-Gada: Dert, hastalık, belâ.
9- Aco: Uydurma söz.
10- Soluk Derilirken: Son nefesini verirken
11- Gız: Kız.
12- Okuntu: Davetiye.
KİTAPLAR
ŞAİRLER