GELENEKLER

YÜREKTEN GELEN İKİ SES, DİLİMİZ VE TÜRKÜLERİMİZ

YÜREKTEN GELEN İKİ SES, DİLİMİZ VE TÜRKÜLERİMİZ

   Milletler, tarih boyunca oluşturduğu duygu ve düşünce hazinesini, nesilden  nesile,  dilin mükemmel gücüyle aktarırlar. Dil ile  ifade edilen, dille varlık bulan tüm değerler kültür olarak hayatımızda yansımasını bulur. Dil ırmağı, zaman içinde, geçtiği her bölgeden, her topraktan, her yöreden beslenir; deyimlerle, atasözleriyle ve darbımesellerle  zenginleşir. Bu zenginlik bizi biz yapan değerlerimizle birlikte türkülerimizi, ağıtlarımızı, ninnilerimizi, kültür dünyamıza kazandırır.

   Rengârenk kültürleri bağrında besleyen, medeniyetler beşiği Anadolu’muz bu  zenginlikleriyle güçlenmiş; varlığı, çağlar öncesine dayanan Türk dili sayesinde bir çınar edasıyla köklerini sağlamlaştırmıştır. Türkçemizin dokunulmazlığını, sağlam kalesini temsil eden türkülerimiz, halkın ruhunun derinliklerinden  geldiği için, sesimizin çıkmadığı yerde sesimiz, nefesimizin kesildiği yerde nefesimiz, efkârımızda neşemiz, yalnız kaldığımızda dost elimiz, zor günümüzde tesellimiz olmuştur. Dilimiz ve türkülerimiz, bizi biz yapandır, tutunacak dalımızdır bu sebeplerle. Türkülerimiz yaşayan dilimizdir. Ecdat yadigarı ananelerimizi yaşatacak en temel kültür miraslarımızdandır. Türk insanının yaşamının, acılarının, sevinçlerinin sentezidir.

   Yurdumuzun her köşesi, buram buram türkü kokar, çünkü o gönülden kopan nağmeler ve sesler dilimizle yoğrulan nadide eserlerdir. Yaşanmışlıklarımızdır onlar, bu nedenle her türkü derinliklerinde  bir öykü taşır. “Çanakkale içinde aynalı çarşı” dizeleriyle başlayan türküler hangimizin aklına Çanakkale Destanı’nı getirmez, “Karadır kaşların ferman yazdırır” diye bağlamanın teline vuran ozan hangimizin gönül teline dokunmaz ki.

   Kültür mirasımızın, örf, adet, gelenek ve göreneklerimizle, atalarımızın sesi olan dilimiz, özüne, ahengine bağlı kalarak yaşatılmayı hak eder. Onu yaşatacak olansa bizden sonraki nesillerde oluşturacağımız dil belleğidir. Zira dilini koruyamayan toplumlar, yabancı kültürlerin kuşatması ile kendi kendilerini yok etme sürecine  girerler. Bu bilinçle çocuklarımızda dil bilincini oluşturmayı temel amaç edinmek bizim görevimizdir. Çocuklarımıza ana dilimizin söz varlığını aşılayıp halk hikayelerimizi, ninnilerimizi, ağıtlarımızı, türkülerimizi sevdirecek, Türk halk kültürünü yaşatmamızı sağlayacak katkılarda bulunmalıyız. Nitekim milletler ancak ve ancak kendi kökleri üzerine inşa edildiğinde yaşamını sürdürebilir.

   Karacaoğlan’ı, Köroğlu’nu, Dadaloğlu’nu ve daha nice halk ozanını yüzyıllardır yaşatan, aramızdaki bağı sımsıkı tutan yegane sebep halkla aynı dili konuşmalarıdır, halktan olmalarıdır. Yahya Kemal “Her halk kendi ikliminin lisanını söyler.” diyerek dilimizin bizim öz çocuğumuz, göz bebeğimiz olduğunu  ifade eder. Dil bize emanettir, dil helalimizdir, türkülerimizdeki doğallık, ninelerimize dedelerimize seslenişimizdeki saygıdır, sevgidir. Dil emanete ihanet edilmemesi gerekendir.

   Varlığımızı korumanın, bizi biz yapan değerleri yaşatabilmenin ne kadar önemli olduğu aşikardır. O halde dilimizi yaşatan halk müziğimize, halk müziğimizi şekillendiren dilimize sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Vicdanımızla aramızdaki hesaplaşmadır dilimiz için yaptıklarımız. Emanete ihanet etmemek ise milletimizin temel düsturlarındandır. Yürekten gelen iki ses dilimiz ve türkülerimizi sevmek zorundayız. Çünkü Dil bizim Türkü bizim, Türkü bizim dil bizimdir.


İhsan YALÇINKAYA
Ankara İl Milli Eğitim Müdür Yrd.
KİTAPLAR
ŞAİRLER