GELENEKLER

10. İÇİNDEKİ BUNCA BEYLER NİC'OLDU

10. İÇİNDEKİ BUNCA BEYLER NİC'OLDU

   Payas - Dörtyol yöresinin derebeyleri Küçük Alioğulları'dır. Burası aynı zamanda İstanbul, Mekke yolu üzerindedir. Dolayısıyla bu yolun denetimi de Küçük Alioğulları'nın elindedir. O kadar ki, Küçük Alioğulları "huccac-ı kiramdan" yani hacca giden soylulardan ve Osmanlı ileri gelenlerinden bile baç (haraç) alırlardı.

   Şiire konu olan Mistik Paşa Küçük Alioğulları'ndan Halil Paşa'nın küçük oğludur. Ağabeyi Dede Bey'in, Adana valisi Beylanlı (Belenli) Mustafa Paşa tarafından idam edilmesi üzerine Payas sancağı Adana beylerinin eline geçmişti. Mistik Paşa o zaman henüz çocuktu. Kadınlar arasında gizli olarak yaşadı. Valide sultan hacca giderken gösterdiği konukseverlikten dolayı affa uğradı on altı yaşında paşalık rütbesi verildi.

   Kavalalı Mehmet Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın o yöreleri alması sırasında onunla savaştı. Daha sonra da İbrahim Paşa ile anlaşarak Payas sancağını yeniden ele geçirdi.

   Fırkai İslahiyye zamanında, Adana'dan konuk olarak gelen bir tabur asker tarafından kendilerine ikramda bulunurken hile ile yakalandı. İstanbul'a sürgün edildi, oradan Niş'e gönderildi.

   Mistik Paşa'nı sürgüne gönderilmesiyle Küçük Alioğulları'nın sonu gelmiş oldu. Böylece Mistik Paşa'nın yurdu, yuvası harap (ören) haline geldi.

   Dadaloğlu'nun Mistik Paşa'yı çok sevdiği bu şiirden de belli oluyor.

Gene tuttu Gavur Dağı boranı
Hançer vurup acarladın yaramı
Sana derim Mistik Paşa öreni
İçindeki bunca beyler nic'oldu
 
Pınar sana arka verip oturan
Pöhrank ile sularını getiren
Yoksulların işlerini bitiren
Samur kürklü koca beyler nic'oldu
 
Tavlasında arap atlar beslenir
Konağında baz şahinler seslenir
Duldasında nice yiğit yaslanır
Boz-kır atlı yüce beyler nic'oldu
 
Gidip Karbeyaz'dan sular getiren
Dört yanında meyvaların bitiren
Çınar sana arka verip oturan
Havranalı büyük beyler nic'oldu
 
Feneri de deli gönül feneri
Atları da dolanıyor kenarı
Sana derim Küçük Ali Öreni
Sana inip konan beyler nic'oldu
 
Sabahaça kandilleri yanardı
Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
"Ha" deyince beş yüz atlı binerdi
Sana inip konan beyler nic'oldu
 
Mistik Paşa gitmiş odası yaslı
Hatunları vardı hep turna sesli
Top top zülüflü de İstanbul fesli
Usul boylu hatunların nic'oldu
 
Saçı altın bağlı fesler sırmalı
Lahuri şal giymiş gümüş düğmeli
Gözleri kudretten siyah sürmeli
Mor belikli güzellerin nic'oldu
 
Derviş Paşa yaktı yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınımız geçmez akçe tunç oldu
 
Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan neyler
Bin yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimden sonra yaşaması güç oldu


Baç: Haraç
Beylanlı: Belenli
Harap: Ören
Acarlamak : Tazelemek
Pöhrenk : Topraktan yapılmış su borusu.
Samur kürk : Bu adda bir hayvan derisinden yapılmış kürk.
Tavla : At ahırı.
Dulda : Yağmur, güneş ve rüzgann etki etmediği kuytu yer. Burada, himayesinde.
Karbeyaz : Payas'ın doğusunda bir kasaba.
Havrana : Yakası ve yenleri geniş kürk.
Sabahaça : Sabaha kadar.
Ha deyince : Haydi deyince.
Lahuri şal : Lahur kentinde yapılan bir çeşit şal.
Belik : Saç örgüsü.
Derviş Paşa : Fırka-i İslahiyye komutanı, müşir (mareşal).
Müşir: Mareşal.
KİTAPLAR
ŞAİRLER